ABD, İran’da "özgürlük getirmek" adına rejim değiştirmek için mücadele ettiğini iddia ediyor. Peki, söz konusu İsrail’deki bebek katili Netanyahu rejimi olduğunda neden parmağını dahi oynatmıyor? Her fırsatta İsrail’in yanında saf tutmalarının sebebi, iddia ettikleri gibi "kutsal bir dava" olabilir mi? Yoksa bu sözde kutsal dava, vaadedilmiş topraklarda Müslüman kanı dökmekten mi geçiyor?
Adamlar adeta 100 yıllık bir plan kurmuşlar; önce ülkeleri finansal bir çöküşe sürüklüyor, ardından doğal kaynaklarına çöküyor ve nihayetinde kanını emene kadar saldırılarına devam ediyorlar. Peki, bu düzene kimse "dur" demeyecek mi?
Bugünlerde Müslüman kanı dökülürken, en anlamlı ses ne yazık ki İslam coğrafyasından değil, İspanya Parlamentosu’ndan yükseliyor. İspanyol bir kadın milletvekili haykırıyor: "Eğer bugün İsrail ve ABD’nin önünü kesmezsek, yarın sıra bize gelecek!" Onların işi gücü terörü besleyip insanlığı katletmek...
Yanı başımızdaki Arap devletleri suskunluğa gömülmüşken, "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığı Müslüman dünyasını esir almışken; "kafir" denilen Avrupa devletlerinden bazıları zulme seyirci kalmıyor ve "Birlik olalım, bu zalimlerin yolunu keselim" diyor. Bundan daha büyük bir ders, bundan daha büyük bir utanç olabilir mi?
Zalimler için var olan cehennem, bugün yeryüzünde şeytanlaşmış insanlar için de vardır. Müslümanlar bugün utanç yıllarını yaşıyor; dünyada böylesine bir zulüm varken susmakta yarışıyor, görmezden gelmekte birinciliği kimseye bırakmıyorlar. Sorarım size: Savaşın bir namusu kaldı mı?
Bu denklemin neresindeyiz? Türkiye, el altından İran’a mı destek veriyor yoksa Kürecik üzerinden ABD ve İsrail’e istihbarat mı sağlıyor? Bu soruları kendimize sorarken cevaplarımızı da hazırlamalıyız. Son kale gerçekten Türkiye mi? Yakın gelecekte İsrail ettiklerini bulacak mı?
Unutmayın dostlar; düşünüyorsak, öyleyse varız. Fikirlerinizi bekliyorum.
