İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi

7 Mart 2026

Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bırakan İran-İsrail-ABD savaşıyla birlikte modern tarihin en karmaşık ve yıkıcı çatışmalarından birine sahne oluyor. "Aslanın Kükreyişi" ve "Destansı Gazap" operasyonlarıyla başlayan saldırılar, İran'ın "Gerçek Vaat 4" karşılığı ve bölgedeki ABD üslerini hedef alan füze yağmuruyla birlikte sadece üç ülke arasında kalmamış, Körfez'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Basra'ya kadar geniş bir coğrafyayı ateşe atmıştır . Bu makale, savaşın ilk haftasının jeopolitik, jeostratejik, jeoekonomik ve jeoteolojik boyutlarını, Türkiye'nin barışı sağlama çabaları merkeze alınarak, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve İran Devrim Muhafızları'nın 7 Mart 2026 tarihli açıklamaları ışığında analiz etmektedir.

Jeopolitik ve Jeostratejik Çerçeve: Savaşın Yayılma Dinamiği

Savaşın ilk haftası, çatışmanın İran sınırlarını aşarak bölgesel bir yangına dönüştüğünü göstermiştir. İran'ın stratejik doktrini, "ben batarsam bölgeyi de batırırım" anlayışı üzerine inşa edilmiştir . Bu doktrin doğrultusunda Tahran yönetimi, İsrail ve ABD hedeflerinin yanı sıra, üzerinde Amerikan üssü bulunduran Katar, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün'ü de füze saldırılarıyla hedef almıştır .

ABD Başkanı Donald Trump'ın 7 Mart sabahı yaptığı açıklamada, İran'ın "Ortadoğu'nun kaybedeni" olduğunu ilan etmesi ve "bugüne kadar hedef alınması düşünülmeyen bölgelerin tamamen yok edileceği" tehdidi, savaşın üçüncü haftaya girerken daha da genişleyebileceğinin işaretini vermiştir . Trump'ın bu sert çıkışına karşılık İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi'nin "tüm üsler meşru hedef, kırmızı çizgimiz yok" açıklaması, karşılıklı tırmanmanın kontrolsüz bir hal alabileceğini göstermektedir .

Jeostratejik açıdan bakıldığında, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması ve Basra Körfezi'ndeki petrol tankerlerini hedef alması, küresel enerji güvenliğini doğrudan tehdit eden bir boyut kazanmıştır. Devrim Muhafızları'nın bugün öğle saatlerinde "Louise P" isimli petrol tankerini vurması, deniz güvenliğinin tamamen ortadan kalktığını göstermektedir .

Jeoekonomik Boyut: Enerji Altyapıları Savaşı

Savaşın belki de en kritik boyutu, enerji altyapılarının hedef alınmasıdır. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 3 Mart'ta TRT Haber'de vurguladığı gibi, İran "kendisine yönelik nihai bir saldırı değerlendirmesinde bulunduğu anda, bölgedeki diğer ülkelere, özellikle enerji altyapılarına" yönelerek dünya ekonomisi üzerinde baskı kurmayı hedeflemektedir . Bu strateji, birinci haftada kendini açıkça göstermiştir.

ABD ve İsrail, Tahran'daki petrol tesislerini bombalarken, İran Devrim Muhafızları Hayfa'daki rafineriyi hedef almış, karşılıklı enerji savaşı başlamıştır . Bölge ülkelerinin yıllardır inşa ettiği enerji güvenliği ve kalkınma projeleri, bir hafta içinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Fidan'ın ifadesiyle, "hava sahasını başka ülkelere kullandırmayan, kendi ülkelerinde bulunan diğer askeri üslerin kullanılmasına izin vermeyen ülkelerin sivil altyapılarına saldırmak, enerji altyapılarına saldırmak doğru bir strateji değildir" .

Jeoteolojik Boyut: Mezhepsel Gerilimler ve Azeri Faktörü

Savaşın jeoteolojik boyutu, özellikle İran'ın Nahçıvan'a yönelik insansız hava aracı saldırısıyla birlikte daha görünür hale gelmiştir. 5 Mart'ta gerçekleşen ve Nahçıvan Uluslararası Havalimanı ile bir çocuk okulunu hedef alan saldırı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından "terör eylemi" olarak nitelendirilmiş ve Bakü yönetimi "Demir Yumruk" ile karşılık vereceğini açıklamıştır .

Aliyev'in açıklamaları, İran'ın içindeki Azeri nüfusa yönelik hassasiyeti de ortaya koymaktadır. Aliyev'e göre Tahran, Azerbaycan'ın "İran'da yaşayan birçok Azerbaycanlı için bir umut kaynağı olduğunu" bilmektedir . Bu durum, savaşa etno-mezhepsel bir boyut eklemekte ve çatışmanın Güney Kafkasya'ya sıçrama riskini artırmaktadır.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise NBC News'e verdiği röportajda, "komşularımıza saldırmadık, sadece komşularımızın topraklarındaki Amerikan hedeflerini vurduk" savunmasını yaparken , Nahçıvan saldırısı konusunda İsrail'i sorumlu tutarak "Siyonist rejimin Müslüman ülkeler arasındaki ilişkileri bozmayı amaçlayan eylemleri"nden söz etmiştir .

Güncel Açıklamaların Analizi: 7 Mart 2026

Hakan Fidan'dan Barış Diplomasisi: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün İstanbul'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye'nin savaşın sona ermesi için her türlü diplomatik teması sürdürdüğünü vurgulamıştır. Fidan, İsrail'in "tüm bölgede istikrarsızlık olmasını, çatışmalar ve iç savaşlar yaşanmasını strateji olarak benimsediğini" belirterek, Türkiye'nin dost ve kardeş ülkelerle birlikte barıştan yana politika izlediğini ifade etmiştir .

Fidan'ın en dikkat çekici değerlendirmesi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın "saldırıya izin vermeyen, saldırmayan bir yere biz de saldırmayacağız. Şu ana kadar da saldırdığımız için özür dileriz" açıklamasını "tam da bizim oturttuğumuz bağlam" olarak nitelendirmesidir. Bu yorum, Türkiye'nin İran yönetimiyle kurduğu diplomatik temasların ve verdiği mesajların karşılık bulduğunu göstermektedir .

İlham Aliyev'in "Demir Yumruk" Tehdidi: Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Nahçıvan saldırısı sonrası orduyu tam muharebe hazırlığına geçirmiş ve İran'la sınır geçişlerini durdurmuştur. Aliyev'in "Bize karşı bu terör eylemini gerçekleştirenler pişman olacaklar. Bizim gücümüzü sınamasınlar" çıkışı, Bakü'nün askeri seçeneği masadan kaldırmadığını göstermektedir . Ancak Aliyev'in aynı açıklamada "Azerbaycan'ın İran'a karşı herhangi bir operasyona katılmadığını ve katılmayacağını" vurgulaması, Bakü'nün temkinli bir denge politikası izlediğini ortaya koymaktadır.

Aliyev'in, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın Lübnan'daki personelin tahliyesi için Azerbaycan'dan yardım istediğini ve Bakü'nün bu yardımı derhal sağladığını açıklaması, çelişkili bir tablo çizmektedir: Bir yandan İran saldırganlığıyla suçlanırken, diğer yandan insani yardım talebine yanıt veren bir Azerbaycan... Aliyev'in "Buna karşılık Nahçıvan'a böylesine hain ve onursuz bir şekilde saldırmak mı?" sorusu, bu çelişkiye duyduğu öfkeyi yansıtmaktadır .

Abbas Erakçi'den Meydan Okuma: İran Dışişleri Bakanı Erakçi, NBC News'e verdiği röportajda oldukça sert bir dil kullanmıştır. Erakçi, olası bir ABD kara işgaline karşı "Onları bekliyoruz. Onlarla yüzleşebileceğimizden eminiz ve bu onlar için büyük bir felaket olacak" demiştir . Erakçi'nin "ateşkes istemiyoruz, müzakere etmek için hiçbir neden görmüyoruz" çıkışı, İran'ın mevcut konjonktürde geri adım atmayacağını göstermektedir .

Erakçi'nin en kritik açıklamalarından biri, İran lideri Ali Hamaney'in öldürülmesi sonrası oluşan liderlik boşluğuyla ilgilidir. Erakçi, yeni liderin seçileceği Uzmanlar Meclisi sürecine işaret ederken, Trump'ın bu sürece müdahil olma talebini "kesinlikle İran halkının işi, kimse karışamaz" sözleriyle reddetmiştir .

Devrim Muhafızları'nın Savaş Bilançosu: İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü İbrahim Zülfikari'nin bugün yaptığı açıklamalar, savaşın ilk haftasında tarafların kayıplarına ilişkin önemli iddialar içermektedir. Zülfikari'ye göre, son 24 saat içinde bölgedeki ABD üslerine yönelik saldırılarda "çok sayıda ABD askeri ve komutanı ölmüş", Beşinci Filo'dan 21, El Dhafra Üssü'nden yaklaşık 200 ölü ve yaralı olduğu ileri sürülmüştür .

Bu iddiaların bağımsız kaynaklarca doğrulanması mümkün olmasa da, Devrim Muhafızları'nın savaşın sekizinci gününde bu tür bir açıklama yapması, Tahran yönetiminin moral üstünlüğü sağlama ve iç kamuoyuna "direniş başarısı" sunma çabası olarak okunmalıdır.

Türkiye'nin Stratejik Konumu ve Barış Çabaları

Türkiye, coğrafi olarak savaşın hemen yanı başında, bir "ateş çemberi" ortasında yer almasına rağmen, Hakan Fidan'ın vurguladığı gibi "huzur, güvenlik ve istikrarını korumaktadır" . Bu durum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde izlenen "isabetli dış politika"nın bir sonucu olarak sunulmaktadır.

Fidan'ın bugünkü açıklamalarında dikkat çeken bir diğer nokta, Türkiye'nin sadece kendi güvenliği için değil, bölgesel barış için de aktif diplomasi yürüttüğüdür. Fidan, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn'e yönelik saldırıları en güçlü biçimde kınadıklarını belirterek, bu saldırıların "masum sivillerin hayatlarını riske attığını ve savaşın yayılma ihtimalini artırdığını" ifade etmiştir .

Türkiye'nin barış çabalarının bir diğer boyutu, İran'ın yanlış stratejisine yönelik uyarılardır. Fidan, 3 Mart'ta TRT Haber'de yaptığı kapsamlı değerlendirmede, İran'ın "kendisine zararı dokunmayan, hava sahasını saldıran taraflara açmamış, nötrlük politikası belirlemiş ülkelere" saldırmasını "inanılmaz derecede yanlış bir strateji" olarak nitelendirmiştir . Bu uyarıların bugün Pezeşkiyan'ın özür açıklamasıyla kısmen karşılık bulması, Türk diplomasisinin etkinliğini göstermektedir.

Sonuç: Birinci Haftanın Ardından

İran-İsrail-ABD savaşının ilk haftası, Ortadoğu'nun ne denli kırılgan bir dengede durduğunu bir kez daha göstermiştir. İran'ın "ben batarsam bölgeyi batırırım" stratejisi, savaşı İran sınırlarından çıkararak bölgesel bir felakete dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. ABD Başkanı Trump'ın "hedef alınması düşünülmeyen bölgeler" tehdidi, önümüzdeki günlerde savaşın daha da genişleyebileceğine işaret etmektedir.

Bu kaotik tabloda Türkiye, hem Azerbaycan'la stratejik dayanışmasını korumakta hem de İran'la diplomatik kanalları açık tutarak bölgesel barış için çaba harcamaktadır. Hakan Fidan'ın bugün vurguladığı gibi, Türkiye "savaşın sona ermesi için her türlü diplomatik teması sürdürmektedir" .

Ancak Nahçıvan saldırısı, Türkiye'nin bu denge politikasını zorlamaktadır. Azerbaycan'ın "Demir Yumruk" tehdidi ve İran'ın saldırıyı inkâr ederek İsrail'i suçlaması, Güney Kafkasya'da yeni bir cephe açılma riskini artırmaktadır. Aliyev'in "İran'ın hesap vermesi" çağrısı karşılık bulmazsa, savaş kuzeye doğru genişleyebilir.

Erakçi'nin "bu savaşta kazanan olmayacak" kehaneti , ilk haftanın bilançosuyla birlikte daha anlamlı hale gelmektedir. Yüzlerce sivil ölümü, enerji altyapılarının tahribatı, bölgesel istikrarsızlık ve derinleşen mezhepsel ayrışmalar... Bu tabloda Türkiye'nin barış çabaları, sadece kendi güvenliği için değil, tüm bölgenin geleceği için hayati önem taşımaktadır.

Önümüzdeki hafta, İran'da liderlik seçim sürecinin nasıl işleyeceği, ABD'nin kara harekatı seçeneğini masada tutup tutmayacağı ve Nahçıvan krizinin nasıl çözüleceği, savaşın seyrini belirleyecek temel faktörler olacaktır. Türkiye'nin diplomatik girişimleri, bu kritik dönemeçte bölgesel barışın son kalelerinden birini oluşturmaktadır.

Kaynaklar:

YORUM EKLE