ABD’nin İran’ın toprak bütünlüğüne ve egemenlik haklarına yönelik olası zorba hamleleri, Ortadoğu’da çok cepheli bir güç kullanımını tetikleme riski taşıyor. Bu durumun doğal sonucu olarak bölge ülkelerinin uzun vadeli çatışma alanlarına dönüşmesi ve küresel ölçekte bir kaosun fitilinin ateşlenmesi kaçınılmaz görülüyor.
Küresel Ekonomik Yansımalar ve Diplomasi ÇağrısıTrump yönetiminin İran’a yönelik sert tutumunun, küresel ekonomi üzerinde şimdiden negatif yansımalar oluşturduğu gözlemleniyor. Analizler, güç ve şiddet politikalarının kalıcı bir çözüm sunamayacağını ortaya koyarken; barışçıl diplomasi ve "iyi niyet" politikalarının önemine dikkat çekiyor:
Aktif Diplomasi: Anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi mümkün.
Ekonomik Riskler: Enerji hatları ve ticaret güzergahları üzerindeki baskı artıyor.
İnsani Boyut: Gazze ve Batı Şeria’da yaşanan süreçlerin bir benzerinin bölge geneline yayılma endişesi hakim.
"Yeni Dünya Düzeni" ve Birleşmiş Milletlerin GeleceğiABD’nin tek kutuplu bir “Yeni Dünya Düzeni” kurma çabası çerçevesinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yetkilerini hiçe saydığı eleştirileri artıyor. Venezuela ve son dönemdeki Ortadoğu gelişmeleri, ABD’nin uluslararası hukuku kendi çıkarları doğrultusunda esnettiğinin veya yok saydığının birer kanıtı olarak sunuluyor.
İsrail Odaklı Strateji: "Güçlü Ulus Devletler Tehdit mi?"ABD Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Temsilcisi Tom Barrak’ın, “Güçlü ulus devletler Ortadoğu’da İsrail için tehdittir” şeklindeki ifadesi, bölgedeki stratejinin nirengi noktasını oluşturuyor. İran’ın iç işlerine müdahale çabaları ve toplumsal olayların desteklenmesi, bu "parçalama ve güçsüzleştirme" politikasının bir parçası olarak yorumlanıyor.
Sonuç Olarak: Trump yönetiminin yeni Ortadoğu stratejisinin merkezinde, "Her şey İsrail için" anlayışının yattığı açıkça görülmektedir. Bu yaklaşım, bölgedeki yerleşik devlet yapılarının zayıflatılması riskini de beraberinde getirmektedir.